

Sarı Siyah 1989
MUAMMER YÜZBAŞIOĞLU Anlatıyor
Söyleşi: Şahin Yılmazbayhan
— Sayın Hocam, İstanbul Lisesi’nde hangi tarihlerde müdür olarak çalıştınız?
— 1965-1966 öğretim yılı ile 1976-1977 öğretim yılları arasında. On yıl. İkinci kez müdür olarak görevlendirilişim, 1978-1979 öğretim yılı. Toplam, onbir yıl diyebiliriz.
— İkinci görevlendirilişinizde kısa süre kalmışsınız. Nedenini sorabilir miyim?
— Hastalanmıştım.
— Hocam, İstanbul Lisesi’ne atanmadan önceki göreviniz neydi?
— Bakanlıkta şube müdürüydüm.
— Atanmanızı nasıl karşıladınız?
— Sevinçle. Çünkü Edebiyat Fakültesi’nde okurken öğretmenlik stajımı İstanbul Erkek Lisesi’nde yapmıştım. Lise o zamanlar beni adeta büyülemişti.
Giriş kapısı, çınar ağaçları, tarihi binası, öğretmen kadrosu, eğitim ve öğretim ortamıyla. Böyle bir lisede öğrenci olabilmek bile bir şanstı, mutluluktu. Öğretmen olabilmek ise kolayca düşlenebilecek bir dilek değildi. Staj süresince hep böyle geçmişti içimden. Bir gün aynı lisede müdür olarak çalışmak gibi bir onura erişebileceğim, aklımdan bile geçmemişti doğrusu. Bakanlıktan ayrılırken kendisiyle vedalaştığım bir müsteşar yardımcısı, bana aynen şunları söylemiştir: “İstanbul Lisesi’nde müdür olmayı, müsteşarlığa yeğlerim.”
— Okula ilk gelişinizdeki duygularınızı anımsarsınız herhalde?
— Ailem Ankara’daydı. Eşimin İstanbul’a nakli henüz yapılmamıştı. Yalnızdım. Bir gece vakti trenden ya da otobüsten -şimdi hatırlamıyorum- inince doğruca liseye. Elimde valizim. O görkemli bahçe kapısından girerken yüreğim gümbür gümbür atıyordu. Rahmetli Işıldak nöbetçiydi o gece. Saatlerce okulu anlattı bana, tanıttı. Hiç unutamam o geceyi.
— Okulu nasıl buldunuz?
— Almanca öğretimle ilk mezunlarını vermişti. 16 şube, 910 öğrenci vardı. 15 kadar da Alman öğretmen. Bu sayılar ihtiyaca denk düşmüyordu, bakanlıktaki görevimden biliyordum. Okulun istekleri çoktu. Binadaki yer sıkıntısından bu isteklere yeterince cevap verilemiyordu. Binanın ayrıca zamanla oluşmuş, büyümüş sorunları da vardı. Örneğin kazanlarında “London, 1896,” yazılı kalorifer ısıtmıyordu, sık sık arıza da yapıyordu. Sınıfların, yatak ve yemekhanelerin ahşap tabanları, çürümekten yer yer çökmüştü. Okul bahçesinin toprak zemini, sivri taşlarıyla düşmelerde tehlike yaratıyordu. F-K-B laboratuvarları, araç ve gereçleriyle Almanca ders kitaplarındaki deney ve inceleme çalışmalarına yetmiyordu.
— Peki, neler yapıldı Hocam?
— Sorun envanteri oldu ilk işimiz. Sorunların çözümü bir plana bağlandı, bu plan da hızlı bir çalışma ile uygulandı. Binanın olanakları zorlanarak yeni şubeler açıldı, kalorifer akaryakıtlıya çevrilerek tümüyle yenilendi, laboratuvarlar anfi, araç ve gereciyle yeniden kuruldu, sınıf, yemek ve yatakhanelerin tabanlarına kare mozaik döşendi, bahçeye beton döküldü. Asıl önemlisi, bugünkü ek binanın yapımına daha o yıl, arsanın lisemize tahsisi sağlanarak ilk adım atıldı.
— Hocam, tüm bunların gerçekleştirilmesi ödenek işi. Nasıl sağlandı?
— Bir bölümü bakanlık ödenekleriyle yapıldı, bir bölümü de koruma derneğince. Giriş sınavlarına hazırlık kurslarını başlattık. Koruma Derneği’nin geliri o yıl tam 56 bin liraydı. Kurs gelirleri hızla arttı. Bu gelirle okuldaki eğitim ve öğretim gereksinimleri rahatlıkla karşılanır oldu.
— Eğitim ve öğretimdeki başarı durumu nasıldı?
— Çok iyi. Üniversite giriş sınavlarında üstün başarılar sağlıyorduk. Teknik Üniversite, her yıl birkaç Alman öğretmenimize ödül veriyordu. Giriş sınavlarında yüksek puanlar aldıkları için öğrencilerimiz 1975-1976 öğretim yılı üniversiteye giriş sınavlarında Türkiye ikincisiydik. Giriş sınavlarında lisemiz yeğleniyordu. Eğitsel çalışmalarımızda Türkiye ve İstanbul birincilikleri, ikincilikleri bizimdi. Tiyatroda, halk oyunlarında, Hafif Batı Müziği, vb. yarışmalarda.
— Müdür olarak İ.E.L.’den nasıl birer öğrenci yetişmesini istiyordunuz?
— Akla ve bilime öncelik tanıyan, pozitif yapıda gençler yetişmesini amaçladık lisemizde. Onları ders kitapları dışında da okumaya, gerçeği araştırmaya özendirmek istedik. İnandıklarını, gerçek bildiklerini hiçbir etki altında kalmaksızın, korkmadan, yılmadan dile getirebilmelerine çalıştık. Öğrencilerimizin bu nitelikleri kazanmalarında -itiraf etmeli ki- Alman öğretmenlerin önemli katkıları olmuştur.
— Disiplin yönetmeliği için siz bir deyim kullanırdınız “kara kaplı kitap” diye. Bu kitaba dayanarak kaç öğrenci zorunlu tasdikname aldı lisemizden?
— Bir. Bu sayıyı övünçle ifade ediyorum. Aslında onlarla öğrenci okuldan uzaklaştırılabilirdi belki. Ne ki biz, türlü eğitimsel yöntemler uygulayarak, bu tür öğrencileri yeniden kazandık. Hemen hepsi de okulu bitirdi, yükseköğrenimlerini de yaptılar.
— Müdürlüğünüzde okuldan şikâyetiniz olmuyor muydu?
— Olmaz mı? Yöneticisiniz, elbette olacak. İkiye ayıralım: Yönetsel, kişisel diye. Öğrenciler, ülke çapında açılan seçme sınavıyla alınıyorlar bu tip okullara, Anadolu Liseleri’ne. Ama bu okulda görev yapacak öğretmenler herhangi bir okula atanır gibi atanıyorlar bu liselere. Öğrenciyi nasıl seçiyorsa bakanlık, öğretmeni de bir seçme sınavından geçirmelidir. Hatta bu öğretmen seçme sınavlarına sadece yabancı dil bilenler katılabilmelidir. Dil bilinmeyince yabancı öğretmenlerle kendi öğretmenlerimiz arasında resmi, özel hiçbir diyalog kurulamıyor, bu da eğitim ve öğretimde, sakıncalı oluyor.
— İ.E.L. Mezun ve Mensupları Derneği ile diyaloğunuz var mıydı?
— Elbette. Lise-Dernek ve İstanbulspor bir sacayağı oluşturuyordu. Ben kuruluşları böyle değerlendiriyordum. Nitekim okulumuza ve başka okulların giriş sınavlarına hazırlık kurslarını dernekle ortaklaşa başlattık. Bugün olduğu gibi o yıllarda da İstanbulspor lisemizin oyuncu ve atletleriyle desteklenmiştir. Koruma derneğinin, gerektikçe, mezunlar derneğiyle kulübe maddi katkıda bulunması sağlanmıştır.
— Sizin ailece özel bir konumunuzun olduğu söylenir lisede. Ben biliyorum da okuyucularımız için açıklar mısınız?
— Biz aile olarak İ.E.L.’ne bağlıyız. Ben müdürlük sorumluluğunu taşıyordum. Eşim, İ.E.L.’den emekli oldu, Türkçe öğretmeniydi. İki kızım ve oğlum, İ.E.L.’yi bitirdiler.
— Çocuklarınızın bugünkü durumlarını söyler misiniz? Öyle ya eğitimci anne babanın çocuklarını öğrencileri, onların velileri merak ederler herhalde?
— Büyük kızım tıp doktoru. İhtisas yapıyor. Eşi de doktor. Doçent. Oğlum İşletme Fakültesi’ni bitirdi. Branşında çalışıyor. Öteki kızım diş hekimi, eşi de.
—Yayımladığınız kitaplarınız var. Onlardan da söz eder misiniz?
— Almancadan çevirdiğim on çocuk kitabı ile ilk ve orta dereceli okullar için hazırladığımız onu aşkın kaynak ya da yardımcı kitabımız var.
— Sayın hocam, son bir soru: Bize bir anınızı anlatır mısınız?
Tiyatro çalışmalarımızda, ne zaman yanına gitsek, bizi odasında oturtan, bize çay da ikram eden müdürümüz; bir an gözlerini yan tarafa çevirdi, Ataköy 10. Kısımdaki evinin penceresinden görünen Medeni Berk İlkokulu’na baktı; düşündü, düşündü…
Hastalanmış, müdürlük görevimden ve okuldan ayrılmıştım. Bir yaz günü, akşamüstü, Bakırköy çarşısında yürüyordum. Karşı kaldırımdan iki genç bayanın bana doğru koştuklarını gördüm. Soluk soluğaydılar geldiklerinde. İçlerinden biri boynuma sarılıverdi. Bir yandan da ağlıyordu. Baktım, öteki de ağlıyor… Şaşırıp kalmıştım, ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilememiştim. Sevinç gözyaşına benziyordu döktükleri. “Sizi öldü diye duymuştuk Müdür Bey” dedi boynuma sarılanı. “Görünce sevinçten uçtuk, dünyalar bizim oldu Hocam!”