Söyleşi / 2001

2001

San-Siyahlı Camia’ ya emeği geçen önemli isimlerden biri de lisemizin müdürlerinden Muammer Yüzbaşıoğlu’dur. Lisemize olduğu kadar ülke eğitimine yurt içindeki ve dışındaki katkılarıyla da adından söz ettiren Muammer Yüzbaşıoğlu, unutulmayacak eğitimcilerimizden.

Bize kısaca yaşam öykünüzü anlatır mısınız?

Akşehir. 1927 doğumluyum. İlk ve ortaokulu ilçemizde okudum. Konya Lisesi’ni, daha sonra da İstanbul Edebiyat Fakültesi’nin ‘Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdim.

Meslek yaşamınıza nasıl başladınız, hangi görevlerde çalıştınız?

İlk atanmam Akşehir İlk öğretmen Okulu’na oldu. Edebiyat öğretmeniydim. Bu okulda birkaç yıl çalıştıktan sonra Akşehir Lisesi’nin kurucu, ilk müdürü olarak atandım. Müdürlüğümün dördüncü yılında Milli Eğitim Bakanlığınca yurt dışına gönderildim. Görevim Viyana’da “Avusturya’daki Çocuk ve Gençlik Yazını’nı incelemekti. Dönüşümde bir kitap oluşturacak kadar kapsamlı olan incelemem, bakanlığımızca “takdirname” ile ödüllendirildi. Samsun Kız Eğitim Enstitüsü’ne, oradan Bursa Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü’ne atandım. Bu görevimi Almanya Bölgesi Öğrenci Müfettişliği ve Kültür Ataşesi Yardımcılığı izledi. Sonraki görevim, bakanlığımızda tayin ve nakil şube müdürlüğüdür. Bu görevimdeyken, önerilmesi üzerine, İstanbul Erkek Lisesi’ne müdür ve edebiyat öğretmeni olarak atandım.

İstanbul Lisesi’ne ilk gelişiniz nasıl oldu? Oradaki çalışmalarınız nelerdir?

İstanbul Erkek Lisesi’ne fakülte son sınıftayken, öğretim lisansı gereği, iki aylığına öğretmenlik stajı için gönderilmiştim. İlk kez içinden gördüğüm lisenin görkemli yapısı. “asırdide” ağaçları, merdiven başlarındaki mermer sütunlar, işlemeli trabzanlar, renkli camlarla süslenmiş tavan, uzun koridorlar, büyük sınıf kapıları… Çok etkilenmiştim. Öğretmenler odasında yaşlı başlı, kadın erkek öğretmenleri görünce nereye oturacağımı şaşırmış, kapı ucundaki bir sandalyeye ilişivermiştim. İstanbul Erkek Lisesi’ne müdür olarak atanınca, bu kez korkunun, ürkünün yerini tanımsız bir coşku, kıvanç almıştı. Lisemizde 1966-1976 arası on yıl görev yaptım. Bu yıllar, benim için gerçekten ve içten, dolu dolu hizmet yılları oldu diyebilirim. Bir yöneticinin başat görevi, yönetimiyle görevlendirildiği kurumu, bu kurum ne olursa olsun, geliştirmektir. Bu anlayış doğrultusunda çalışarak okulun eğitim, öğretim, yatılı öğrencilerin barınma mekanları elden geçirildi, değiştirildi, yenilendi. Almanya’dan her yıl getirilen bağış araç ve gereçlerle laboratuvarlar zenginleştirildi. Okul kitaplığı onlu sisteme göre yeniden düzenlendi, kitap sayısı her yıl arttınldı. Tüm bu gelişmelerde lisemiz Koruma Derneği’nin, Okul Aile Birliği’nin katkılarını belirtmeliyim. İlk dil laboratuvarının, astronomi dersliğinin kurulması, astronomi derslerinin gerektikçe Almanya’dan sağlanan, çatıya kurulan teleskopla yapılması, önemli ve öncü gelişmelerdir. Giriş sınavlarına başvuru sayısının her yıl büyük bir hızla artması, puan düzeyindeki yükselme, başarı ve gelişmenin kesin kanıtlarıdır.

Bir çalışmamız da bitişiğimizdeki hazine arsasına, pansiyon binası olarak kullanmak üzere, ek bina yaptırım projemizin gerçekleşmiş olmasıdır. Böylelikle yatılı öğrencilerimizin daha sağlıklı koşullarda barınmaları, esas binanın da eğitim ve öğretime ayrılması, sıkışıklıktan kurtulması sağlandı.

Eğitim ve öğretimle ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?

Kısaca belirteyim: Temel ilkemiz, akla ve bilime öncelik tanıyan, laik Cumhuriyetçi, demokrat kuşaklar yetiştirmek olmuştur. Bu ilkemizden, görevde bulunduğumuz süreçte, asla ödün vermedik, tutumumuz değişmedi. Öğrencilerimizin yeteneklerini geliştirebilecekleri ortam ve olanaklar hazırlandı. Çalıştılar. Her yıl şehir tiyatrolarının birinde bir oyun sahnelediler. Hafif Batı müziği, folklor, tiyatro etkinliklerinde liseler arası birincilik ödülleri kazandılar. Yıllar sonra bugün baktığımda, öğrencilerimizin ülkemizin bilim, kültür, sanat ve edebiyat alanlarında, iş yaşamında isim ve yetki sahibi olduklarını görüyor, övünç ve kıvançla doluyorum.

Müdürlük görevine ikinci kez geldiğiniz söyleniyor. Nasıl oldu?

Müdürlük görevimdeki onuncu yılın sonunda Frankfurt Başkonsolosluğu Eğitim Müşavirliği görevine atandım. Dönüşümde İstanbul Kız Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görevliyken İstanbul Erkek Lisesi’ne yeniden müdür olarak getirildim. 1978-1979 öğretim yılıydı. Bu görevim uzun sürmedi. Yaklaşık bir yıl sonra, ağır bir kalp hastalığı yüzünden, ne yazık ki ayrılmak zorundaydım, istifa ettim.

İstanbul Lisesi’nin sizin için önemi nedir?

Toplumsal ve bireysel olmak üzere iki açıdan önemli. İlki: Eğitim tarihimizde çok önemli bir konumu olan lisemizde yukarıda niteliklerini belirttiğini kuşakların gelişmesine katkıda bulunmuş olmak. İkincisi, bireysel olanı, aileden geliyor. Ben okulun müdürüyüm, eşim Türkçe öğretmeni. Çocuklarımızın üçü de lisemizden mezun. Bu bağlamda, ailemizin lisemizin tarihinde ilginç, özgün bir yeri var diye düşünüyorum. Aile geleneği sürüyor, torunlarımdan biri bu yıl İstanbul Lisesi’nde öğrenime başlayacak. Bir torunum da Vakıf İlköğretim Okulu öğrencisi.

Lise ile ilgili dilek ve önerilerinizi alayım.

Başta gelen dileğim, İstanbul Lisesi’ndeki başarılı eğitim ve öğretim çalışmalarının geçen her yılla birlikte ivme kazanmasıdır. Bu dileğime bağlı olarak, varlık nedeni İstanbul Lisesi olan “İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı” ile İstanbul Lisesi’nin tam, içten bir dayanışma ve işbirliği içinde olmalarıdır.

Son sorum: Siz aynı zamanda bir edebiyatçısınız. Edebiyatçı yanınızı da anlatır mısınız?

Şimdi size armağan olarak sunduğum, çeşitli sanat ve edebiyat dergilerinde yayımlanmış öykülerimin bir bölümünden oluşan “BİR İLK YAZ SABAHI”, basılmış 25. kitabım. Bu kitapların çoğu, ilk ve orta öğrenim okullarının Türkçe ve edebiyat derslerine yardımcı. Kalanların bir bölümü, Almancadan çeviri öykü ve masallar. Bir şiir kitabım, bir incelemem, Atatürk üzerine düzyazı-şiir derlemesi; dergilerde, gazetelerde kültür, sanat ve edebiyat yazıları… Hepsi bu.

Eylül 2001